Lazer epilasyon uygulamasının güvenilirliği ve tesiri, Amerikan gıda ve ilaç dairesi FDA (Food and Drug Association) tarafından 1997 yılında onaylanmıştır.

Lazer, kabaca tek dalga boyunda yoğunlaştırılmış ışık demektir. Belirli dalga boylarındaki lazer ışınları koyu renkli maddeler tarafından tutulmak suretiyle enerjilerini bu maddelere aktararak ısı enerjisine dönüşürler.Bu özellikten yararlanarak lazer ışığı tıpta 40 yıldır çeşitli alanlarda kullanılmaktadır. Lazer epilasyonda prensip, kıl folikülünde yerleşmiş bulunan melanin adı verilen renk maddesinin lazer ışığı tarafından tutularak ısıya dönüşmesini sağlamak daha sonra da ortaya çıkan bu ısı enerjisi ile kıl folikülünü tahrip etmektir. (Bu sırada ortaya çıkan ısı kıl kökü hücresini tahrip eder. Tüylerdeki melanin cilttekine göre daha konsantredir. Bu da cildin zarar görmesini önler. )
Bel Ağrıları
1. Bel ağrısı yaygın mıdır?
Tüm romatizmal yakınmaların üçte birini bel ağrıları oluşturur. Toplumun yaklaşık %80’i aktif yaşamlarının bir bölümünde bel ağrısı çeker. Hastaların %70’i bir ay, %90’ı iki ile üç ay içinde iyileşmekle birlikte nüksler sıktır. Hastaların %70’inde üç ve daha fazla tekrarlama olmaktadır. Bel ağrısı 20-40 yaşları arasında başlamakta, maksimum sıklık 45-60 yaşları arasında görülmektedir.
|
Şekil. Bel omurgasının anatomik yapısı. |

2. Kimde bel ağrısı riski fazladır?
Sigara içenler, uzun yol sürücüleri, uzun süre ayakta duranlar, pozisyon değiştirmeden uzun süre oturanlar, ağır yük kaldıranlar, kıvrılarak ve ani hareket yapanlar, vibrasyonlu aletle çalışanlar, öksürenler ve düşük gelirlilerde bel ağrısına yakalanma riski yüksektir. Sırt ve karın kasları zayıf olanlar da bel ağrısını daha yatkındır.
3. Bel ağrısı sebepleri nelerdir?
- Doğumsal anomaliler
- Travma
- Bel fıtığı
- Faset sendromu
- Kanal darlığı
- Lomber spondiloz (belin dejeneratif hastalığı, kireçlenme)
- Spondilolizis ve spondilolistezis
- Seronegatif spondiloartropatiler
- Osteoporoz (Kemik erimesi)
- Torakolomber geçiş sendromu
- Miyofasiyal ağrı sendromları (Kas romatizması)
- Sakroiliak eklem sendromu
- Tümörler
- Enfeksiyonlar
- Başka yerden (karın, damar ve pelvik organlar) yansıyan ağrılar
- Psikonörotik bozukluklar
Doğumda mevcut oldukları halde çocuklarda ağrı yapmamaları, bel ağrısı nedeni olarak gösterildikleri zaman da başka bozukluklarla birlikte olmaları bu soruyu akla getirmektedir. Sorunun cevabı şu olabilir; konjenital anomaliler primer bel ağrısı nedeni değildir, ancak omurganın mekaniğini bozdukları için dejeneratif olayların oluşmasını ve ilerlemesini kolaylaştırarak sekonder ağrı nedeni olmaktadırlar.
5. Lomber spondiloz (Belin dejeneratifi hastalığı, kireçleme) nedir?
Bel omurgasını meydana getiren yapıların dejeneratif değişiklikleriyle ortaya çıkan klinik tabloya lomber spondiloz denir.
Spondilozun bir yaşlama ve yıpranma hastalığı olduğu görüşü yaygındır. Dejenerasyonun prevalansı yaşla artar ve 60 yaşından sonra tamamen normal bir omurgaya nadiren rastlanır. Çoğu kişi bu değişiklikleri geçirdiği halde bazılarının herhangi bir yakınması olmamaktadır. Dejeneratif değişiklikler belirti verse bile sürekli değildir. Hafif ve orta derecede dejeneratif değişikliklerle omurga instabil hale gelmekte ve belirtiler ortaya çıkabilmektedir. Dejenerasyon ilerleyince tekrar omurga stabilize olmakta ve hareket azaldığı için de belirtiler azalmaktadır.
6. Lomber spondiloz (kireçlenme) belirtileri nelerdir? Tanısı nasıl konur? Tedavi nasıl yapılır?
Bazen bir hareket veya yük kaldırma sonucu, bazen de sinsi olarak başlayan bel ağrısı yakınması vardır. Ağrı genellikle bele lokalizedir. Kaba ve uyluk arka yüzüne yayılabilir. Ayakta kalmakla, ev işleri yapmakla artan ağrı, istirahatle azalır. Sabah tutukluğu kısa sürelidir.
Radyolojik tetkik bel ağrılı hastaların değerlendirilmesi için kullanılan temel ve rutin bir yöntem olmakla birlikte, bel ağrısı ile radyolojik değişimler arasındaki ilişki iyi kurulamamıştır. Altmış yaşından sonra tamamen normal bir omurgaya nadiren rastlanır. Bununla birlikte, bu şahısların yarıdan çoğunda ağrı yoktur.
Tedavi mevcut semptomları gidermeye ve nüksleri önlemeye yönelik olmalıdır. Akut dönemde istirahat, ağrı kesici ilaçlar ve kas gevşeticiler verilebilir. Bu dönemde uygulanacak bazı fizik tedavi araçları (infraruj lambaları, hot pack, parafin) kas spazmını gidererek ağrıyı azaltır. Daha sonra, derin ısıtıcı fizik tedavi araçlarından da yararlanılır. İleri derecede dejeneratif değişikliği olanlar dışında traksiyon yararlı bir fizik tedavi aracıdır. Ayakta durmakla ve hareketle ağrısı artan hastalara yükü azaltmak ve hareketi sınırlamak amacıyla çelik balenli korse verilebilir.
Ağrı azalır azalmaz sırt ve karın kaslarını güçlendirici egzersizlere başlanır. Egzersiz ve günlük yaşam aktivitelerinin düzenlenmesi nükslerin önlenmesi için çok önemlidir.
7. Faset sendromu nedir? Belirtileri nelerdir? Nasıl tedavi edilir?
Omurganın arka kısmında bulunan faset eklemlerindeki dejeneratif değişikliklerle ortaya çıkan bir mekanik instabilite sendromudur.
Hastanın kaba ve uyluğa yayılan mekanik bel ağrısı yakınması vardır. Uyluk arka ve dış yan yüzüne yayılan ağrı yansıyan ağrı niteliğindedir. Ağrı hareketle artar, istirahatle azalır. Tanı ve ayırıcı tanı için radyolojik tetkikler oldukça yararlıdır. Faset eklem enjeksiyonu ise hem tanı hem tedavi amacıyla kullanılır.
MR’da görülen faset eklemlerindeki dejeneratif değişiklikler bel ağrısı olan ve olmayan kişilerde eşittir.
Akut dönemde analjezik ve kas gevşetici verilir. Birkaç günlük istirahat gerekebilir. Bunlarla iyileşmiyen hastalara manipulasyon, lokal enjeksiyon ve fizik tedavi uygulanabilir.
8. Bel fıtığı nedir? Nasıl tanı konur? Tedavi nasıl yapılır?
Dejenere diskin bacağa giden sinir kökünü sıkıştırmasıyla ortaya çıkan bel ve bacak ağrısı ile karakterize klinik tablodur. Bel fıtığı (lomber disk hernisi) sanıldığı kadar yaygın değildir. Bel ağrılı olguların sadece %5’i disk hernilidir.
Hastaların çoğu 30-50 yaşları arasındadır. Ana yakınma bel ve bacak ağrısıdır. Hastalar çoğu kez, önceden beri var olan hafif bel ağrılarının, bir zorlama ile arttığını ve bacaklarına indiğini ifade ederler. Ağrı öksürme, hapşırma, ıkınma ve bel hareketleriyle artar. Hasta ayakta dik durmakta zorluk çeker. Bir kısım hasta ise oturunca ağrının daha çok arttığını ifade eder.
Ağrı ile birlikte hasta, bacaklarındaki uyuşma, karıncalanma, keçelenme, kuvvetsizlik ve incelmeden yakınabilir.
Tanı koymada direkt grafi ve MR’dan yararlanılır.
Lomber disk hernilerinin tedavisi konservatif (ameliyatsız) ve cerrahi olmak üzere iki başlık altında toplanabilir.
Olguların büyük kısmı konservatif tedaviye olumlu cevap vermektedir. Hastaların %75-90’ında ve hatta üstünde iyileşme olduğunu bildirmiştir. Cerrahi tedavi için acele etmeyip önce konservatif tedaviye başlamak, hastayı yakından izlemek ve hastalığın seyrine ve tedavinin sonucuna göre karar vermek en akılcı yoldur. Yatak istirahati çok kısa tutulmalıdır.Tedaviye ilaçlar eklenebilir. Bu dönemde yüzeysel ısıtıcıların kas gevşetici etkisinden yararlanılabilir. Kas gücünü artırmak için sırt ve karın kasları egzersizlerine başlanılmalıdır. Bir süre sonra hastanın korse ile ayağa kalkmasına ve yürümesine izin verilir. Bu dönemde hasta fizik tedavi programına alınır. Konservatif tedaviye cevap alınamazsa cerrahi tedavi uygulanır.
9. Kanal darlığı (spinal stenoz) belirtileri nelerdir? Tanısı nasıl konur? Tedavi nasıl yapılır?
Genç yaşlarda görülebilirse de hastaların çoğu 50 yaşın üzerindedir. Hastalar uzun zamandır olan bel ağrısı ve son zamanlarda ortaya çıkan bacak ağrısı öyküsüne sahiptirler. Yürürken her iki bacaktaki rahatsızlıktan yakınırlar. Semptomlar uyluktan baldıra ve ayağa kadar yayılır. Bacaklarındaki ağrı nedeniyle, hasta yürürken durup, dinlenmek zorunda kalır. Bir kaç dakika dinlendikten sonra, tekrar aynı mesafede yürüyebilir. Sırt üstü bacaklarını uzatarak yatamaz. Ağrı olduğu zaman kalkıp bir kaç dakika oda içinde dolaşarak ağrıyı geçirmeye çalışabilir veya yan tarafına kıvrılarak yatar.
Bir veya her iki bacaklarındaki kuvvetsizlik, yorgunluk, uyuşma ve karıncalanmadan yakınırlar. Gerçekten soğuk olmadığı halde bacaklarının soğuk, kendilerine ait değilmiş gibi veya lastikten yapılmış gibi olduğunu söyleyebilirler.
Bilgisayarlı tomografi ve MR’da kanal çapları ölçülerek yumuşak doku ve kemik dokusu görülerek kanal darlığı konusunda daha kesin bilgi edinilebilir.
Hafif olgularda fizik tedavi ile yeterli sonuç alınmaktadır. Hastanın günlük yaşam aktiviteleri düzenlenmeli, sırt ve karın kaslarını güçlendirici egzersizler verilmelidir.
Fizik tedavi ve ilaç tedavisine cevap vermiyen ilerleyici olgulara cerrahi uygulanır.
10. Bel kayması (spondilolistezis) nedir? Belirtileri nelerdir? Tedavi nasıl yapılır?
Bir omurun bir alttaki üzerinde öne doğru kaymasına spondilolistezis denir. Spondilolistezis, öne doğru kaymanın miktarına göre dört dereceye ayrılır. Kırık, bel ameliyatları, kireçlenme ve doğumsal anomaliler başlıca nedenleridir.
Hastalar çoğunlukla bel ağrısından yakınır. Ağrı belin iki yanında ve iki bacakta birden duyulur. Ağrı hareketle, ayakta durmakla artar, istirahatla genellikle kaybolur. Hastaların büyük çoğunluğu kadındır. Genellikle karın gevşek ve öne sarkıktır.
İki veya dört yönlü bel grafilerinde kayma, kaymanın derecesi ve varsa kırık görülür.
Erişkinlerde spondilolistezis her zaman semptomatik değildir. Ağrılı durumlarda hastaya istirahat önerilir. Kişinin ayakta kaldığı zaman verilen çelik balenli korse beli stabilize ederek ve yükü azaltarak ağrıyı dindirir. Ağır yük kaldırmaktan kaçınılmalı, şişmanlar zayıflatılmalı, karın ve sırt kaslarını güçlendirici egzersizler ile germe egzersizleri verilmeli ve günlük yaşam aktiviteleri düzenlenmelidir. Ağrı ve kas gerginliğinin azaltılması için fizik tedavi araçlarından yararlanılır.
11. Sakloiliak eklem sendromu belirtileri nelerdir? Nasıl tedavi edilir?
Değişik şiddetlerde duyulan ağrı kabaya, büyük trokanter üzerine, uyluk arka yüzünden dize kadar vurabilir. Ağrının bu lokalizasyonu sakroiliak eklem sendromu için tipiktir. Bazen ağrı baldır arka veya dış yan yüzüne, ayak bileğine, ayak ve parmaklara kadar inebilir.
Sakroiliak eklem sendromunun başlıca tedavisi manipulasyon, lokal enjeksiyon ve fizik tedavidir. Usta ellerde manipulasyonla ağrı çoğu kez geçmektedir.
12. Tümörler bel ağrısı yapar mı?
Yapar. Omurga tümörleri yaygın değildir. Bununla birlikte, eskiden ölüm nedeni olan hastalıkların artık tedavi ediliyor olması ve insan ömrünün uzamasıyla, tümörler ve özellikle metastatik olanlar bel ağrısı nedenleri arasında sıkça akla gelmelidir. Omurgaya yayılan kanserler en çok akciğer, meme ve prostat kanserleridir.
13. Bel ağrısının nedeni enfeksiyon olabilir mi?
Olabilir. Diyabetiklerde, uyuşturucu bağımlılarında, alkoliklerde, kortizon kullananlarda bel ağrısı varsa, neden olarak enfeksiyon da hatırlanmalıdır. En sık rastlanan enfeksiyon etkenleri stafilokoklar, tüberküloz ve brusella bakterileridir. Komşu iki omur tutulmuşsa etken diske de geçebilir. Omurga giderek çöker.
14. Bel Okulu nedir?
Bele düzgün fonksiyon kazandırmak amacıyla yapılan eğitime bel okulu denir. Bel okulunun öğrencileri hasta ya da potansiyel hastalar, öğretmenleri hekim veya fizyoterapistlerdir. Amaç, kişinin belini daha iyi kullanmasını sağlayarak tekrarları engellemektir. Bunun için hastaya düzgün postür ve en az yük binecek şekilde belini kullanması öğretilir.
15. Bel ağrısından kurtulmak ve/veya bel ağrısına yakalanmamak için uyulması gereken kurullar nelerdir?
· Dizleri kırarak sırt üstü veya yan yatmak.
· Yataktan kalkarken önce yan dönmek, sonra doğrularak oturmak ve ellerle destekleyerek ayağa kalkmak.
· Dik oturmak. Otururken beli desteklemek.
· Dik durmak. Uzun süre ayakta durulacaksa, bir ayak yüksekte kalacak şekilde altına bir şey koymak.
· Eğilerek yerden bir şey almamak ve çalışmamak. Yerden bir şey alırken ve ayakta çalışırken dizleri kırmak.
· Yükü her iki ele paylaştırmak ve vücuda yakın olarak taşımak.
· Uzanarak iş yapmamak.
· Uzun süre aynı pozisyonda kalmamak ve ani hareketlerden sakınmak.
· Klozet tipi tuvalet kullanmak.
· Sigara içmemek.
· Düzenli egzersiz yapmak.
Kaynak : Hasan Oğuz (fizikon)
Ayak sağlığının korunması için kısa ve geniş topuklu ayakkabıların tercih edilmesi gerektiği belirtiliyor.
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Baktır, ayakkabıların yeri daha iyi kavraması için mümkün olduğu kadar geniş topuklu olması gerektiğini kaydetti.
Erkek ayakkabılarında topuğun boyunun 2-3 santimetreyi, kadınlarda da 3-4 santimetreyi geçmemesi gerektiğini belirten Baktır, şu bilgileri verdi: Topuk ne kadar geniş olursa birim alana düşen yük, o kadar azalır. Bu da ayak sağlığının korunmasında önemli rol oynar. 7-8 santimetre uzunluğunda topuğu bulunan ayakkabı, birim alana düşen yükü artırır ve yükü ayak uçlarına bindirir. Bu da hallux valgus denilen çıkıntılı başparmak sakatlanmasına neden olur. Ayrıca, biyomekanik vücut dengesinin bozulmasına bağlı olarak ayakta kalıcı ağrı ve fonksiyon bozukluklarına yol açar. Topuksuz ayakkabılar ise düztabanlığa sebep olur. Baktır, ayakkabıların ayak tarak kemiğini sıkmaması gerektiğine işaret ederek, ayakkabıda ayağın yerleştiği kısmın, burun sivri bile olsa geniş olması gerektiğini bildirdi.
Şok
Kardiyojenik şok (myokard enfarktüsüne bağlı şok; akciğer damarlarının âni tıkanıklığı vs.), septik şok (enfeksiyonlara bağlıdır), oligemik şok (kan kaybı, sıvı ve elektrolit kaybına bağlı şok), anaflaktik şok (âni allerjik durumlar), nörojenik-psikojenik şok (âni üzüntü, korku, âni sevinç vb.), endokrin hastalıklara (hormonal bozukluklar) bağlı şok, cerrahî şok, irreversibl şok (iyileşemeyecek ve ölümle sonlanacak olan şok).
Şokun genel olarak üç devresi vardır. Örnek olarak kan kaybına bağlı şoku ele alalım: İlk devre, erken devre ismini alır. Hafif kanamalarda teşekkül eden şokun erken devresinde kalp debisi ve tansiyon bir miktar azalır. Bu devrede vücûdun bazı savunma mekanizmaları şokun zararlı tesirlerini gidermede tesirli olurlar. Kalbin kasılma gücü ve dakikadaki atım sayısı artar. Çevre damar direnci artar ve böylece kalpten pompalanan kan, daha ziyâde hayâtî organlara yöneltilmiş olur. Ayrıca bâzı hormonal mekanizmalar da harekete geçerek vücutta su ve tuz tutulmasını sağlamak sûretiyle tansiyonun düzeltilmesinde, şokun bu erken devresinde etkili olurlar.
Şokun ikinci devresi ilerlemiş devredir. Bu devrede vücudun savunma mekanizmaları, organların normal olarak kanlanmasının temininde yetersiz kalırlar. Böylece bu organlarla ilgili çeşitli yetersizlik belirtileri ortaya çıkar. Meselâ, böbreğe gelen kan akımının ileri derecede azalması, idrar miktarının da azalmasına ve böylece böbrek yetmezliğine yol açar.
Şokun son devresi, irreversibl (geriye dönüşü olmayan) şok devresidir ki, bu devrede organlardaki bozukluklar had safhaya ulaşır. Bütün tedâviler yetersiz kalır ve ölüm husûle gelir.
Şokun kliniği: Nabız sayısıyla belirginlik (ele gelme) derecesi şokun mevcudiyeti ve ağırlığı hakkında bilgi veren güvenilir kaynaklardır. Nabız ne kadar süratli ve hafifse, şok o kadar ağır kabul edilir. Bâzan nabızda düzensizlik de görülebilir.
Şokta tansiyon, yâni kan basıncı düşer ve bu düşme oranında şokun derinliği de artar. Genellikle tansiyonu 100-130 mm cıva basıncı civarında seyreden bir kimsede tansiyon 80 mm cıva basıncının altına düşerse, dikkatli olmak gerekir. Şok husûle gelebilir. 80-90 mm cıva basıncı tansiyonla normal hayâtını sürdürenler olduğu gibi, normalde tansiyonu yüksek seyretmekte olan bir kimsede ise sistolik basınç 110 mm’nin altına düşünce şok meydana gelebilir. Solunum sayısı artar ve solunum sathî bir hâle gelir.
Şokta genellikle, vücut ısısı düşer. Sâdece bakteriel şokta ısı yükselir.
Hastanın genel görünümü şokun anlaşılmasında büyük önem taşır. Hastanın rengi soluktur, tırnaklar morumtraktır. Cilt nemli ve soğuktur. Başlangıçta korku içinde ve telâşlı görünen hasta, zaman geçtikçe durgunlaşır ve nihâyet dolaşım yetmezliği neticesi komaya girer. Hasta müthiş bir bitkinlik ve hâlsizlik içerisindedir.
Şoktaki hastada, şoka sebep olan hastalıkla ilgili klinik bulgular da sözkonusudur. Meselâ, yemek borusu varisi kanamasına bağlı olarak şoka giren bir hastada sirozla ilgili belirtiler bulunur.
Şoktaki hastada, laboratuvar bulgularında çeşitli değişiklikler olur. Meselâ, kanın PH değeri asit tarafa kayar, hematokrit değeri, bâzı şoklarda dokulardan damar içine mâyi akımı olduğundan relatif olarak düşer. Bâzılarında ise (meselâ yanık ve dehidratonyon şoklarında) yükselir. İdrar miktarı azalır, merkezî toplardamar basıncı azalır, dolaşım zamânı uzar.
Tedâvi: Şok tedâvisinde temel prensip, şoka sebep olan âmili bulup, ortadan kaldırmaktır. Meselâ, kan kaybının durdurulması, enfeksiyonun tedâvi edilmesi, şiddetli ağrının giderilmesi, allerjik hâdiselerin ortadan kaldırılması, hormonal bozuklukların düzeltilmesi gibi.
Sebebi ne olursa olsun her şok vak’asında alınması gerekli bâzı tedbir vardır: Hastaya idrar sondası takılarak, idrar miktarı kontrol edilir. Damara girilerek, hasta, damardan beslenir, gerekli ilâçlar (ağrı kesici, antibiyotik, tansiyon yükseltici, kortikosteroidler vb.) bu yolla verilir. Gerekiyorsa hastaya oksijen verilir, mîde sondası takılır, kan kaybı varsa tâze kan nakli yapılır, hastanın vücut ısısı yükseltilir ve hasta sıkı bir tâkibe alınır.
Özellikle çeşitli kazâlarda ve yaralanmalarda şoku önlemek, tedâvisinden daha önemlidir. Yaralanan bir şahısla karşılaşıldığında ilk yardım olarak, varsa kanaması en basit metodlarla durdurulur, solunum ve kalp masajı yapılır, şahıs aslâ ayağa kaldırılmaz, ayakları, vücut seviyesinin üstünde tutulur, üzeri battaniyelerle örtülür, varsa ağrı kesici verilir ve en seri vâsıtalarla hastâneye gönderilir.
Çürük oluşumunu nasıl önleyebilirim?
Florlu bir diş macunu ile dişler fırçalanmalıdır.
Dişlerinizin ara yüzleri için diş ipi veya diğer ara yüz araçlarından faydalanınız.
Dengeli beslenmeye dikkat edilmeli ve abur cubur yiyeceklere bir sınır konulmalıdır.
Dişlerinizi çürüğe karşı daha dayanıklı hale getiren uygulamalardan “florlama” ve “fissür örtücüler” hakkında dişhekiminize danışınız.
Profesyonel diş temizliği ve ağız muayeneniz için düzenli olarak dişhekiminizi ziyaret etmelisiniz.
Ağız bakım ürünlerini nasıl seçmeliyim?
Piyasada çok çeşitli ve cazip kılınan pek çok ürün olması sizi şaşırtabilir. Seçim yaparken onaylanmış ve dişhekiminizin tavsiye ettiği ürünleri satın almaya dikkat etmelisiniz.
Bir diş fırçasını ne kadar kullanabilirim?
Genelde 3-4 ay kullanılabilir. Diş fırçasının bozulduğunu kıl demetlerinin birbirinden ayrılmasından, dağılmasından ve eğilmesinden anlayabilirsiniz. Sert kıllı fırçalar dişlerinize zarar verebilir. Çocuklar ise henüz doğru fırçalamayı tam olarak uygulayamadıklarından daha çabuk fırça eskitirler.
En doğru diş fırçalama tekniği hangisidir?
Öncelikle fırça 45 derecelik bir açıyla dişe yaklaştırılmalı ve dişin eni doğrultusunda ileri-geri hareketlerle fırçalanmalıdır. En son dişetinden aşağıya doğru bir süpürme hareketiyle işlem tamamlanır. Dişlerin iç yüzeyleri , özellikle ön bölgeler dar olduğundan fırça dik olarak sokularak fırçalanmalıdır. Unutulmamalıdır ki, bakteri plağı ve yiyecek artıklarının yoğun olduğu dişlerin arka yüzleri, arka dişler ve dil de temizlenmelidir. Genellikle sadece ön dişlerin ön yüzeyleri fırçalandığından çürükler daha çok arka bölgelerde oluşmakta , diş taşları ise çok az fırçalanan alt ön bölgede olmaktadır.
Uygun bir teknik kullanılmazsa dişler zarar görür mü?
Evet. Dişler çok sert bir tabaka olan mine ile kaplı olmasına rağmen sadece yanlış bir teknikle uygulayacağınız bir fırçadan bile büyük zarar görebilir. Hem dişin üst kısmında, hem de kökü kaplayan tabakada aşınmalara, dişetlerinde de çekilmelere yol açabilir. Bu durumda dişler çürüğe daha yatkın hale gelir. dişleri aşındıracak kadar büyük bir kuvvetle diş fırçalamaktan kaçınılmalı ve yumuşak hareketlerle fırça oynatılmalıdır.
Diş etlerinin fırçalanması neden gereklidir?
Yapılması gereken başka bir işlem de diş etlerini fırçalamaktır. “Ama doktor, diş etlerim kanıyor…” Fırçalamaya devam edilmelidir, çünkü diş etlerini besleyen damarlar dolaşım bozukluğu sonucunda dolgunlaşmıştır. Buna tıp dilinde “konjestiyon” denir. Tedavi etmek için kılcal damarları açmak yani fırça yapmak gerekecektir. Böylece diş etinin damarları iyileşir ve kanama da kendiliğinden durur. Diş etinin fırçalanması, diş eti hastalıklarından korunmanın en etkin çarelerindendir.
Fırçadan başka diş temizlik araçları var mıdır?
Bunlar, elektrikli fırça, diş ipliği, kürdan, ara yüz fırçası, su püskürteci (water - pic), stimulatör… gibi araçlardır. Elektrikli. fırça ve su püskürteci ülkemizdegiderek ayaygınlaşmaktadır.
Diş İpliği:
Diş aralarını temizlemede sık kullanılan yararlı bir araçtır. Yanlış kullanımı diş etine zararlı olmaktadır. Diş hekiminden doğru kullanımını öğrenildikten sonra uygulanmalıdır.
Kürdan:
Yemek yerken diş arasına giren bir et parçasını kürdanla çıkarabilirsiniz; fakat yemek daima aynı yere kaçıyorsa bu, iki diş arasında normal temas olmadığını gösterir. Böyle durumlar kürdan kullanmayı gerektirir. Kürdan uçlarının özel olarak düzlenmiş olması, ayrıca sterilize edilmesi gerekir.Bu nedenle eczanede satılanlar tercih edilmelidir.
Ara yüz temizleyicileri ne işe yarar?
Diş fırçasının ulaşamadığı alanlarda dişler arasındaki ve dişetinin altındaki artıkları temizlemek için kullanılır. bu alışkanlığa sahip değilseniz başlamak için geç kalmış sayılmazsınız.
Dişipi kullanırken şu noktalara dikkat etmelisiniz:
İlk kullanımda kolay kullanım amacıyla mumlu diş ipleri tercih edilir. Ayrıca florlu diş ipleri de tercih edilebilir.
Diş ipi her iki elimizin işaret parmağına dolanarak ve baş parmağımızın yardımıyla kullanılır.
Diş ipini dişlerinizin arasından yavaş hareketlerle ve kontrollü olarak geçirin. Dişetini yaralayacak sert ve ani hareketlerden kaçınmalısınız.
Dişin üzerinde ipi, c harfi çizecek şekilde ileri-geri yukarı-aşağı hareket ettirerek ara yüzü temizleyebilirsiniz.