Ağu 04

Kırım-Kongo Hemorajik Ateş (KKHA),keneler tarafından taşınan Nairovirüs isimli bir mikrobiyal etken  tarafından neden olunan ateş, cilt içi ve diğer alanlarda kanama gibi bulgular ile seyreden hayvan kaynaklı bir enfeksiyondur. Son yıllarda tedavide görülen gelişmelere rağmen, bu enfeksiyonlarda ölüm oranları hala yüksektir.
 
 
 
Keneler Nasıl Tanınır ve Nerelerde Bulunur?
 
 
Keneler otlaklar, çalılıklar ve kırsal alanlarda yaşayan küçük oval şekillidir.  6-8 bacaklı, uçamayan, sıçrayamayan    hayvanlardır. Hayvan ve insanların kanlarını emerek beslenirler ve bu sayede hastalıkları insanlara bulaştırabilirler.
Ülkemiz kenelerin yaşamaları için coğrafi açıdan oldukça uygun bir yapıya sahiptir. Türlere göre değişmekle beraber kenelerin, küçük kemiricilerden, yaban hayvanlarından evcil memeli hayvanlara ve kuşlara (özellikle devekuşları) kadar geniş bir konakçı spektrumları mevcuttur.
Kimler Risk Altındadır?
 
Hastalık genellikle meslek hastalığı şeklinde karşımıza çıkar.
 
Tarım ve hayvancılıkla uğraşanlar
Veterinerler
Kasaplar
Mezbaha çalışanları
Sağlık personeli özellikle risk gurubudur.
Kamp ve piknik yapanlar, askerler ve korunmasız olarak yeşil alanlarda bulunanlar da risk altındadır.
 

Henüz ergin olmamış Hylomma soyuna ait keneler, küçük omurgalılardan kan emerken virüsleri alır, gelişme evrelerinde muhafaza eder; ergin kene olduğunda da hayvanlardan ve insanlardan kan emerken bulaştırır.
 
Kuluçka Süresi Ne Kadardır?
 
Kene tarafından ısırılma ile virüsün alınmasını takiben kuluçka süresi genellikle 1-3 gündür; bu süre en fazla 9 gün olabilmektedir. Enfekte kan, ifrazat veya diğer dokulara doğrudan temas sonucu bulaşmalarda bu süre 5-6 gün, en fazla ise 13 gün olabilmektedir.
 
Belirtileri Nelerdir?

Ateş
Kırıklık
Baş ağrısı
Halsizlik 
Kanama pıhtılaşma mekanizmalarının
bozulması sonucu;
- Yüz ve göğüste kırmızı döküntüler
ve gözlerde kızarıklık,
- Gövde, kol ve bacaklarda morluklar 
- Burun kanaması, dışkıda ve idrarda kan görülür
- Ölüm karaciğer, böbrek ve akciğer yetmezlikleri nedeni ile olmaktadır.
 
Kırım-Kongo Kanamalı Ateşinin Tanısı Nasıl Konulur?  
Kanda virüse karşı oluşan antikorların taranması tanı için en sık kullanılan yöntemdir. Bu göstergeler hastalığın başlangıcından sonra 6. günden itibaren belirlenebilir.
 
Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi Nasıl Kontrol Edilir ve Nasıl Korunulur?
Hastalığın bulaşmasında keneler önemli bir yer tutmaktadır. Bu nedenle kene mücadelesi önemlidir fakat oldukça da zordur.
1. İnsanlar kenelerden uzak tutulabilir ise bulaş önlenebilir. Bu nedenle de mümkün olduğu kadar kenelerin bulunduğu alanlardan kaçınmak gerekir.
 
2. Kenelerin yoğun olabileceği çalı, çırpı ve gür ot bulunan alanlardan uzak durulmalı, bu gibi alanlara çıplak ayak yada kısa giysiler ile gidilmemelidir.
 
3. Bu alanlara av yada görev gereği gidenlerin lastik çizme giymeleri, pantolonlarının paçalarını çorap içine almaları,
 
4. Görevi nedeni ile risk grubunda yer alan kişilerin hayvan ve hasta insanların kan ve vücut sıvılarından korunmak için mutlaka eldiven, önlük, gözlük, maske v.b. giymeleri gerekmektedir.
 
5. Gerek insanları gerekse hayvanları kenelerden korumak için haşere kovucu ilaçlar (repellent) olarak bilinen böcek kaçıranlar dikkatli bir şekilde kullanılabilir. (Bunlar sıvı, losyon, krem, katı yağ veya aerosol şeklinde hazırlanan maddeler olup, cilde sürülerek veya elbiselere emdirilerek uygulanabilmektedir.)
 
6. Haşere kovucular hayvanların baş veya bacaklarına da uygulanabilir; ayrıca bu maddelerin emdirildiği plâstik şeritler, hayvanların kulaklarına veya boynuzlarına takılabilir.

7. Kenelerin bulunduğu alanlara gidildiği zaman vücut belli aralıklarla kene için taranmalıdır.   
 
8. Vücuda yapışmış keneler uygun bir şekilde  kene ezilmeden, ağızdan veya başından tutularak bir cımbız veya pens yardımıyla sağa sola oynatarak alınmalıdır. Isırılan yer alkolle temizlenmelidir. Mümkünse kenenin tanı için alkolde saklanması uygun olur.
(detaylı bilgi için http:/kidshealth.org/parent/general/body/tick_removal.html)
 
9. Diğer canlılara ve çevreye zarar vermeden, haşere ilacı (insektisit) ile uygulamanın uygun görüldüğü durumlarda  çevre ilaçlanması yapılabilinir.
 
Kırım-Kongo Kanamalı Ateşinin Tedavisi Nedir?  
Hastalığın kesin bir tedavisi bulunmamaktadır. Hastaya destek tedavisi yapılmalıdır.
 
 
Konuyu Hazırlayan: Dr Alp Akay - Dr.Başak Soyluoğlu
 

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler: , , , , ,

Tem 31

Adet halindeki kadınlarda görülen kanların renkleri altıdır : kırmızı, sarı, toprak rengi, siyah, yeşil, kirlimsi. Bu akıntılar hepsi hayız müddetinde ise hepsi hayız kanıdır. Ta ki, safi beyaz renk görene kadar. Renk tesbitinde pamuk veya bez kaldırıldığında onda mevcut renge itibar olunur. Değişme haline bakılmaz. Çünkü kadının gördüğü beyaz bir akıntı, kuruduğunda sararabilir. Yahut kırmızı veya sarı kuruduunda farklı bir renk alabilir. Hayız müddetindeki kanların renklerinin hepside hayızı bildirir. Hayız bitiminde akıntının beyazlaşmasıyla hayız bitmiş olur. Kırmızılık ve Siyahlık : İttifakla hayız kanıdır. Hz.Fatıma (r.a) kan görüyordu. Allah Resulu (s.a.v) O’na şöyle buyurdu: “Eğer hayız kanı ise bu belli ve siyah renkte olur, böyle olursa namaz kılma, başka türlü olursa abdest al ve namaz kıl, çünkü o bir (çatlak) damardan gelmektedir.” Sarılık : Bazıları ipek kozası sarılığında, bazıları saman renginde, daha başkalrı ise sarı diş renginde olabilir. am bu hususta itibar edilecek renk: ilk görüldüğü andaki renktir.

Bulanıklık : Bulanık su renginde görülen kan demektir.  

Toprak Rengi : Toprağa benzeyen rengine benzer, önce sarıdır sonra bu rengi alır. 

Yeşilimtırak : Bir çeşit bulanık kandır. bu kanın rengini bozuk gıdalar değiştirir. daha çok yaşlı kadınlarda görülür.

Hayız kanının ayırıcı nitelikleri;

  • Katı olan ve pis kokan kan
  • Sadece pis kokan, katı olmayan kan
  • Sadece katı olan, pis kokmayan kan
  • Hem katı olmayan hemde pis kokmayan kan

Kaynaklar:

  1. Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN, Gonca Yayınevi, 1993
  2. İzahlı Kadın İlmihali, Asım Uysal, Mürşide Uysal, Uysal Yayınevi, 2001, 11.Baskı
  3. En Geniş İslam İlmihali, Ali Fikri Yavuz, Çile Yayınevi, 1977
  • Adet kanı tam kesilmeden alınan boy abdesti
  • Bir hanım adet veya lohusalık kanları tam kesilmeden abdest veya boy abdesti alırsa bu geçerli olmaz.
  • Adet ve nifas olan kadınların abdest almaları müstehap değildir.
  • Çünkü bunların abdestsizlik durumlarına abdestin bir tesiri yoktur. 
  • Kadının adeti kesildimi cünup gibi olur.

Adet sayılmayan kanlar;

  • Adet görecek çağa gelmemiş kız çocuklarında görülen kan
  • Adet halinin en az müddeti olan üç günden az gelen kan
  • Adet halinin en çok müddeti olan on günden sonra gelen kan
  • Hamilelik esnasında gelen kan 
  • Adetten kesimiş yaşlı kadından gelen kan

Kaynak: Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN, Gonca Yayınevi, 1993

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler: ,

Tem 31

Normalde 28 günde bir adet görmesi gereken bir kadın, 14. günden sonra (yumurtlama günü) 28 günü tamamlamadan tekrar adet görüyorsa luteal faz yetmezliği durumu ile karşı karşıya demektir. Luteal faz (periyoyodun ikinci dönemi); adet döngüsünde yumurtlama olduktan sonra diğer adetin başlamasına kadar geçen süredir. Adetin ikinci döneminin kısa sürmesi sık görülen, zor farkedilen fakat tedavisi kolay bir durumdur. Rahimin içini döşeyen dokunun doğru zamanda doğru yerde olmaması halidir. Bebeğin rahime yerleşmesi, rahimin içini döşeyen dokunun zamanlaması ile çok ilgili olduğu için yumurtlama zamanından sonraki döneminin kısalığı gebeliğin gerçekleşmesi ve devamlılığını sürdürmesini etkileyebilir.

İdeal bir adet döngüsünde vücut adet kanaması başlamadan birkaç gün önce FSH (Follikül uyarıcı hormon) salgılamaya başlar. Bunun sonucu yumurta taşıyan follikül denilen kistler büyümeye başlar. Follikül yeterli olgunluğa ulaştıktan sonra LH ( Luteinize Hormon) salınımı başlar. Bu hormonla follikül çatlar ve içindeki yumurta tüplere doğru atılır. Çatlamadan sonra follikül yeniden daha yoğun bir sıvı ile dolar. Oluşan korpus luteum adındaki yapı adet döngüsünün ikinci yarısından itibaren progesteron hormonunun salgılanmasından sorumludur. Artmış progesteron seviyeleri rahimin içini döşeyen dokunun kalınlaşmasını ve damarlanmasını artırarak rahimi embriyonun tutunması için uygun hale getirir. Progesteron adet kanamasının erken başlamasını da önler. Normal bir adet döngüsünde korpus luteum ortalama 12 gün süreyle progesteron salgılar. Luteal Faz Yetmezliği?nde normal adet döngüsü birkaç yönden bozulabilir. Zayıf follikül gelişimi, korpus luteumun erken sonlanması, rahimin içini döşeyen dokunun progesterona uygun yanıt vermemesi luteal faz yetmezliğinin sebepleri arasında olabilir. Luteal fazda vücut ısısının artışından progesteron sorumludur. Vücut ısısını takip eden hastalar vücut ısısının 12 gün süreyle yüksek kalmadığını farketmektedirler. Ayrıca bir sonraki adet döneminde adet kanamaları yumurtlama olduktan sonraki 12-14 günden daha önce olduğu farkedilebilir.

Luteal Faz Yetmezliğinden şüphelenildiğinde kan progesteron seviyesine yumurtlamadan yedi 7 gün sonra bakılır. Progesteron seviyeleri az olduğunda, tedavi genellikle dışarıdan progesteron takviyesi vermek şeklinde olmaktadır. Bununla birlikte, yetersiz folikül gelişimi de düşük progesteron seviyesine neden olabilir. Adetin ortasında follikülün boyutunu ultrason ile ölçmek ayrıca kan hormon seviyelerine bakmak gerekmektedir. Eğer folikül gelişimi normal ise, luteal fazda porogesteron desteği verilir. Eğer folikül gelişimi yetersiz ise, yumurtalıkları uyarıcı ilaçlar vermek gerekebilir. Bu sayede folikül gelişimi sağlanmakta ve daha kaliteli yumurta oluşabilmektedir. TANI İÇİN YAPILAN TETKİKLER; Genellikle, teşhiste kan progesteron seviyesi, luteal faz uzunluğu ve ultrasonografik takip yeterli olabilmekte iken daha uzun süren hastalarda endometrial biopsi gerekebilmektedir. Normalde endometrial biopsiyi bir sonraki adetten bir iki gün önce almak gerekmektedir. Ayrıca bu adet döneminde hastanın hamile olmadığının tespit edilmesi de gerekmektedir. İşlem sırasında ufak bir miktarda rahim içindeki doku patolojik inceleme için alınmaktadır. Doku seviyesinde incelendiği için, elde edilen bilgi çok önemlidir. Patalog, adetin o günü ile doku gelişiminin uygun olup olmadığını inceler. Eğer uygun ise, rahimin iç dokusunun siklus ile uyumlu olduğu belirlenir. Eğer iki günden fazla uygunsuzluk varsa, doku uyumlu değil denir. Luteal faz yetmezliği sık görülen bir durum olup tanı konması oldukça kolaydır. Ayrıca, doğru tedaviye hemen cevap vermektedir. Dolayısıyla, bu işlemde en önemli nokta, gerçek nedenin belirlenmesi ve uygun tedavisinin planlanmasıdır

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler: , , ,

Nis 15

 Adet Sancıları

Adet zamanlarında sancı problemi olmayan kadın yok denecek kadar azdır. Bu ağrıya doktorlar dismenore diyorlar. İstatistiklere göre genç bayanların %70-80′i adet dönemlerinde ağrı kesici ilaçlara başvurmakta, yarıya yakını da bu dönemde hayat düzenlerinin ciddi şekilde bozulduğunu ifade ediyorlar. 

Adet zamanlarında sancı problemi olmayan kadın yok denecek kadar azdır. Bu ağrıya doktorlar dismenore diyorlar. İstatistiklere göre genç bayanların %70-80′i adet dönemlerinde ağrı kesici ilaçlara başvurmakta, yarıya yakını da bu dönemde hayat düzenlerinin ciddi şekilde bozulduğunu ifade ediyorlar.

 Sebepleri

Adet sancılarının sebebi rahmin kasılmalarıdır. Aynı sancının çok daha şiddetlisi doğum eylemi sırasında da görülür. Aslında kadınlar fark etmese de rahmi çevreleyen kaslarda hafif kasılmalar sürekli olur. Adet döneminde bu kasılmalar daha kuvvetlidir. Bu kasılmaların her biri sırasında rahme giden kan akımı kesilir ve organ gerekli olan oksijeni alamaz. Bu sebeple ağrıya yol açan kimyasal maddeler salgılanırlar. Aynı anda kasılmaları daha da arttıran prostoglandin isimli maddeler de salgılanır ve bunlar doğrudan doğruya rahimde ağrıya sebep olurlar. Kasılmalar arttıkça ağrı da artar. Ama bu kasılmaların faydalı bir de sebebi var; kasılmalarla rahmin iç duvarındaki hücreler kanama şeklinde atılır ve bebek gelişiminin başındaki döllenmiş yumurtanın yerleşebileceği uygun ortamı sağlamak için yeni bir hücre katı oluşur. Bu kadının doğurganlığının temelidir, ağrı ise sadece bir yan etkidir. İlk adet görmeye başladığından beri şiddetli sancıları olan kadınlarda belirgin bir sebep bulunma ihtimali düşük olmakla birlikte, şiddetli adet sancılarının mutlaka tetkik edilmesi gereklidir. Bu durumda bile başta stres olmak üzere birçok faktör ağrıyı çekilmez hale getirebilir. Bu faktörlerin bulunup tedavi edilmesi ağrıları azaltabilir.

Endometriyozis, rahim urları, pelvik enflamatuvar hastalık ve rahimağzı daralması gibi tedavi edilebilir hastalıklarda şiddetli adet sancısına sebep olabilirler.

Tedavisi

Adet sancısı için çare aramak için önerilecek zaman, sancı gündelik ve iş hayatınızı etkilemeye başladığında olacaktır. İlk adım işinize yarayan basit bir yöntem bulmak olmalıdır, bu işe yaramazsa doktorunuza başvurmalısınız.

Basit yöntemlerin başında pek istemeseniz de egzersiz yapmak gelir. Yürüyüş, koşu, bisiklet ya da yüzme zorlanmadan yapıldıklarında ağrıyı unutmak için iyi yöntemlerdir. Prostoglandinleri engelleyici etkileri ile aspirin gurubu ilaçlar hekiminizin önerisine göre alınarak etkili olabilirler. Gene hekiminizin önerileri ile alınacak bitkisel ilaçlar ya da meditasyon da etkili olabilir.

Bu basit yöntemler işe yaramadığında veya hekiminiz fiziksel bir hastalıktan şüphelendiğinde ileri tetkiklerin yapılması önerebilir. Ultrasonografi hastaya zararı olmayan ve tanı koydurabilen bir işlemken, laparoskopi gibi karın boşluğunun görüntülendiği cerrahi bir işlem de gerekebilir.

Rahmin ameliyatla alınması (histerektomi) her zaman için son seçenektir. Ancak bazı hastalar, özellikle de diğer tedaviler başarılı olmamış ve ailelerini de tamamlamışlarsa bu yöntemi seçmek isteyebilirler.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler: , , , , , , ,

Mar 20

Dişeti iltihabı (piyore) nedir? Periodontitis ya da halk arasında bilinen adı ile ‘piyore’ dişleri saran kemik ve dişeti dokularinin iltihabıdır. Dişler ağız içinde görebildiğimiz kron kısmı ve çene içine gömülmüş ‘kök’ten oluşmuştur. Kökler kemik için de ince lifler yardımı ile tutunmaktadır. Bunun yanında çene kemiğinin iç yüzünü saran pembe dişeti’de dişin boyun kısmına yapışır. Dişeti iltihabı sadece gözle görülen dişetini değil, kemik dokuyu da etkileyeceğinden kontrol altına alınmayan bir dişeti rahatsizlıgı sonuçta çürüksüz dişlerin sallanmasına ve çekilmesine neden olacaktır.

Dişeti iltihabı nasıl baslar?

‘Dental plak’ da denilen mikrop tabakasının dişler üzerinde birikmesine izin verilirse bu tabaka içinde yaşayan bakteriler tarafından üretilen zararlı maddeler dişetlerinde iltihaba yol açar. Dişeti hastalığının bu erken dönemine ‘gingivitis’ denir. Gingivitis aşamasi Resim 1′de görüldüğü gibi hafif kızarıklıkla kendini belli edebileceği gibi görüntü olarak daha hafifte olabilir.

Dental plak nedir?

‘Dental plak’ dişler üzerinde düzenli olarak biriken mikrop tabakasıdır. Bu tabaka istenmeyen 2 şeyi oluşturur. 

Diş çürüğü
Dişeti hastalığı

Dental plak yumuşak ve renksizdir. Bu nedenle belli bir kalınlığa ulaşmadan görülemez.Yoğun olarak dişlerin araları ve dişeti-diş sınırında birikir. Bu tabakanın oluşumu engellenemez, ancak hergün düzenli dikkatli ve yeterli diş fırçalamak ile diş ve dişetlerine zarar verecek miktarda birikmesi önlenir. Diş araları gibi fırçanın ulaşamadığı bölgelerdeki plak, diş ipi ile temizlenir.Sağlıklı dişeti nasıl görünür?

Saglıklı dişeti pembe ve dişleri sıkıca sarar durumdadır.

Dişeti hastalıklarına sık rastlanılır mı?

Evet diş çürüğünden daha sık. Neredeyse tüm erişkinler bir dereceye kadar bu hastalıktan etkilenir ve birçok vak’a da hiç çürüğü olmayan dişler sadece sallandıkları için çekilirler.

İltihaplı dişeti’nin görünümü nasıldır?

İltihaplı dişeti kırmızı ve / veya sis görünümündedir. Fırçalarken kanayabilir.

Dişeti iltihabının belirtileri nelerdir?

Dişeti rahatsızlıkları bazen fark edilemeden çok ilerlemiş olabilir. Bununla birlikte aşağıdaki belirtilerin bir ya da birkaçının birarada gözlenmesi dişeti rahatsızlığı olasılığını akla getirmektedir. 

 Ağiz kokusu
Kırmızı ve sis dişetleri
Ağızda tat bozukluğu
Dişetlerinin çekilerek diş kökünün açığa çıkması
Sallanan dişler
Zamanla eğilen ya da çarpıklaşan dişler
Dişeti kanaması (diş fırçalarken ya da kendiliğinden)
Dişeti iltihabı tedavi edilir mi? Evet. Ancak tedavi iltihabın ne derece ilerlediğine bağlıdır. Sadece ‘gingivitis’ safhasında yapılan tedavi yüksek başarı sağlar. Tedavi süresince, diş hekiminiz dişlerinizi diş taşından arındırıp diş fırçalama tekniğinizi en iyi hale getirecektir. Bundan sonraki sorumluluk size düşmektedir. Usulüne uygun yaptığınız temizlik, dişetlerini, pembe ve sağlıklı görüntüsüne kavuşturacaktır. Ancak tedavi’ye en kısa sürede başlanması şarttır.

Ağızdaki tüm dişler iltihaptan eşit olarak etkilenir mi?

Hayır. Temiz tutulabilen dişlerin etrafında dişeti rahatsızlığı görülmez. Hastalık, genellikle temizlenmesi zor olan arka dişler ve diş aralarında gözlenir.

Dişeti iltihabı nasıl yayılır?

Zaman içinde diş yüzeyine tutunan dental plak dişeti seviyesinin altına uzanır ve iltihabı olayı yayar. Bu durum genellikle çok yavaş ilerler ve dişe destek olan kemiğin harabiyeti ile birlikte diş ile dişeti arasında, normalde çok sığ olması (1-2 mm.) gereken bir boşluk oluşumuna neden olur. Bu ‘periodontal cep’ İltihabın yayılması ile daha da derinleşir.

İşte ‘periodontitis’ dişeti hastalıgının bu dönemine verilen addır. Yıkıma uğrayan kemik miktarı arttıkça dişler artan oranda sallanmaya başlar. Dişeti ceplerinin derinleşmesi çogu zaman beraberinde dişeti apselerinin oluşumuna neden olur. Bazı durumlarda da kemiğin erimesini takiben dişeti çekilir ve kökler görünecek şekilde ortaya çıkar. İltihabın bu derece ilerlemesi genelde ağrısız oldugu için hasta, olayın farkında olmayabilir.

İlerlemiş diseti hastalığı (periodontitis) tedavisi nasil yapilir?

Tedavi size uygun diş firçalama ve dişipi kullanma tekniklerinin öğretilmesi ile başlar. Daha sonra ki basamak ise doktorunuz tarafından dişleriniz üzerindeki diştaşı ve ‘dental plak’ın temizlenmesidir. Bu işlem genellikle birkaç randevu gerektirir. Tedaviniz bittikten sonra, üzerinize düşen diş ve ağız temizliğini yaparsanız dişetlerindeki kırmızılık ve sisliğin ortadan kalktıgını ve sallanan dişlerinizin çene kemiğinize daha iyi tutundugunu izleyebilirsiniz. Bazı ileri durumlarda ameliyat olmanız doktorunuz tarafından önerilebilir. Böyle bir öneri ile karşılaştıysanız detaylı bilgi almak için lütfen dişeti uzmanımız ile görüşünüz.

Dişeti ameliyatından sonra neler beklemeliyim?

Dişeti ameliyatları ve diştaşı temizliği işleminden sonra dişeti iyileşmesinin doğal sonucu olarak dişetleri bir miktar küçülürler. İşte bu nedenle bazi vak’alarda dişler uzamış gibi görünür. Tedavi öncesi hastalık ne kadar ileri ise bu küçülme miktarı o kadar fazladır. Bu durum hastaları sadece estetik olarak değil sıcak-soğuk hassasiyeti şeklinde de rahatsız eder. Bu hassasiyet zamanla kendiliğinden azalabileceği gibi yüksek flourür içeren diş macunlarının kullanılması ile de ortadan kaldırılabılır. Dişeti ameliyatlarından sonra dişler eskisine göre daha fazla sallanma gösterebilirler ancak bu 2-3 ay içinde tamamen ortadan kalkar.

Dişeti hastalığının tek sebebi ‘dental plak’ mıdır?

Hem evet, hem hayır. Bazi insanlarin vücut savunma mekanızması çok gelişmiştir ve dişlerini fırçalamasalar bile çok ciddi boyutta dişeti rahatsızlığına yakalanmazlar. Bazıları ise diğer her yönden çok saglıklı olsalar bile, dişeti rahatsızlığına karsı dirençleri düşüktür ve ancak çok iyi bir ağız temizliği alıskanlığı ile hastalığa karşı koyabilirler.

Dişlerimi düzenli fırçalamama rağmen neden dişeti hastalığına yakalandim?

Büyük olasılıkla fırçalamayı tam ve etkin olarak yerine getiremiyorsunuz. Çoğumuz dişler ile dişetlerinin birleştigi bölgeyi tam anlamıyla temizlemenin ne kadar zor oldugunu bilmeyiz. Bu nedenle belki de fırçalama tekniğiniz ve sürenizin bir uzman yardımı ile düzeltilmeye ihtiyacı vardır. Ayrıca diş fırçasının kıllarının dişler arasına giremeyeceği, buraların ancak diş ipi ile temizlenebileceğini hatırlamalısınız.

Tartar ile plak aynı şey midir?

Hayır. Tartar ya da bilimsel adı ile kalkülüs dental plagin değişik bir şeklidir. Tartar, tükürük içinde bulunan kalsiyum’un dental plak ile birleşip, sertleşerek dişler üzerine yapısması halidir. Tartar en sık alt ön dişlerin arka yüzeyinde birikir. Bir kez oluşması halinde tartar ancak diş hekimi ya da dişeti hastalıkları uzmanı (periodontolog) tarafından temizlenebilir. Anti-tartar özelliği olan dişmacunlari olusmuş tartarı ortadan kaldıramaz. Bir kalınlığa ulaşmadan görülemez. Yoğun olarak dişlerin araları ve dişeti-diş sınırında birikir. Bu tabakanın oluşumu engellenemez, ancak hergün düzenli, dikkatli ve yeterli diş fırçalamak ile diş ve dişetlerine zarar verecek miktarda birikmesi önlenir. Diş araları gibi fırçanın ulaşamadığı bölgelerdeki plak, diş ipi ile temizlenir.

UNUTMAYIN ! KENDİ DİŞ VE DİŞETİ SAĞLIĞINIZI KORUMAK, DİŞ HEKİMİNİZİN OLDUĞU KADAR SİZİN DE SORUMLULUĞUNUZDUR. LÜTFEN MUCİZE BEKLEMEYİN. DİŞETİ HASTALIKLARI UZMANI DOKTORUNUZ TARAFINDAN UYGULANAN DİŞETİ TEDAVİSİNDEN SONRA, DİŞETİ VE DESTEK DOKULARINIZIN SAĞLIĞI, ANCAK SİZİN AĞIZ BAKIMINA GÖSTERDİĞİNİZ İLGİ ÖLÇÜSÜNDE BAŞARILI OLABİLİR.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler: , , , , , ,

Mar 20

Anüs,kalın bağırsağın dışa açılan ucu olup, bağırsaklarda emilen besinlerin artıklarının boşaltılmasına en uygun anotomik yapıya sahiptir .Vücudun bu bölümü, normal bir cinsel ilişki için gerekli olan özelliklere sahip değildir.Cinsel ilişkide penis dışardan içeri doğru hareketle kadın bedenine giriş yapar.Bu girişin maksimum zevk katsayısı ve kolaylığı için giriş bölgesinin kayganlaşması gerekir.Anüsde (makatta ) kayganlaşmayı sağlayıcı salgı bezleri olmadığı gibi, dışardan içeri girişi sağlayacak şekilde değil, aksine içerdeki dışkıyı dışarı atacak anatomik yapı vardır.Bu yüzden anal birleşmeler zor, travmatik ve kadın için acı vericidir.Anal birleşmelerde, bağırsaklarda normal olarak bulunan ve bulundukları yerde zararsız olan mikroplar, bedenin başka yerlerine taşınarak, hastalık nedeni olabilirler. Bunun en yaygın biçimi, anal birleşmeyi izleyerek kurulan vajinal birleşmede, bağırsaktaki mikropların vajinaya kolayca taşınabilmesidir. Ayrıca tekrarlanan anal birleşme, anüsün sfinkterinin bozulmasına, anüs kaslarının kasılıp gevşeme yeteneğinin bozulmasına ve gaz -dışkı kaçırmalara yol açabilir.
Özellikle internette para kazanma amacıyla kurulmuş sex sitelerinde normal bir ilişki gibi lanse edilen anal sex, kadınlarında zevk aldığı bir ilişki gibi gösterilmesine karşın, ciddi araştırmalarda anal sexin kadınlar tarafından psikolojik ve fiziksel olarak çok rahatsız edici bulunduğu tespit edilmiştir.( ABD de yapılan bir araştırmada anal sex den zevk alan kadın oranı Yüzbinde 2 olarak bulunmuştur.)
Partneri tarafından anal sexe zorlanan,istemediği bir cinsel eylemi yapma ile evlilikte huzursuzluk yaşama tercihleri arasında bocalayan kadınlarda ciddi psikolojik problemler ve depresyonlar görülebilir

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler: , , , , , , , ,

Mar 18

MYOMLAR 

Rahimde ur dendiğinde akla ilk gelen myomlardır. Myomlar ya da halk arasında söylendiği şekilleriyle miyom, miyon ya da miyomlar rahim ve rahim ağzında görülebilen, düz kas dokusundan gelişen selim (iyi huylu) tümöral yapılardır. Genellikle yuvarlak ve pembemsi renktedirler ve rahim içinde her yerde bulunabilirler. Otuzbeş yaşın üzerindeki kadınların % 20’sinde rahimde ur (myom ya da miyom) görülmektedir. Yani aslında oldukça sık rastlanan oluşumlardır.  

Myonlara en çok 35-45 yaş grubu kadınlarda rastlanır. Ergenlik döneminde görülmesi çok ender bir durumdur. Yine menopoz döneminde de myom görülme sıklığı düşüktür ve doğurganlık yaşlarında miyom tanısı almış çoğu kadında menopoza girdiklerinde myom boyutlarında küçülme ve şikayetlerde gerileme görülür.  

Neden Myom Oluşur ?

Myomun oluşumundaki mekanizmalar tam olarak açıklık kazanmamış olsa da, gelişme-büyümesinde östrojenin (kadınlık hormonunun) yer aldığı gösterilmiştir. Genel olarak myomlarda % 0.5 oranında kanser gelişim olasılığı olduğu kabul edilmekle birlikte, birçok çalışmada bu oranın çok daha düşük olduğu görülmüştür. 

Yani myomu olan kadınların telaşlanmalarına gerek yoktur. 

Myomun yol açtığı şikayetler nelerdir?

Myomlar sıklıkla belirti vermezler. Bazen jinekolojik muayeneler esnasında tamamen tesadüfen de tespit edilirler. Ancak; çoğu zaman büyüme ve yerleşimleriyle orantılı olarak şu bulguları verebilirler;  

Adet kanamalarının fazla olması ve uzun sürmesi
Adet arası dönemde ara kanamalar
Fazla miktarda kanamalara bağlı kansızlık oluşması
İdrar torbasına bası nedeniyle sık sık idrara çıkma
Barsaklara bası yaparak kabızlığa neden olma
Karında büyüme veya şişlik, ele gelen kitle
Adet dönemlerinde yada cinsel ilişki sırasında kuyruk sokumuna doğru ağrı
Tüplerin yada rahmin ağzını kapayarak kısırlığa neden olma  

Rahim içini kaplayan myomlar bazen tekrarlayan düşüklere de yol açabilirler 

Myom (rahim uru) tanısı koymak kolaydır. Tipik belirtilerle gelen bir kadında yapılan basit bir jinekolojik değerlendirme (muayene ve ultrason) ile tanı koyulur. 

Kimlerde miyom vardır?  

Her 100 kadından yaklaşık 15′inde çapı ufak veya büyük, az sayıda veya çok sayıda, belirti veren veya vermeyen miyomlara rastlamak mümkündür.  

Miyomlar sıklıkla 30-40 yaş grubu kadınlarda saptanırlar. Ergenlik çağından önce teorik olarak miyomlara rastlamak mümkün olmakla beraber bu durum enderdir. Miyomlar menopoz çağında vücutta östrojen hormonu salgısının azalmış olmasıyla birlikte gerileme gösterirler ve bu nedenle üreme çağında miyom tanısı almış kadınların çoğunda menopoza girdikten belli bir süre sonra miyomların hızla küçüldüğü ve hatta kaybolduğu gözlenir.

Miyomlar ne gibi belirtiler yapar?  

Miyomlar sıklıkla belirti vermezler ve başka bir nedenle yapılan jinekolojik değerlendirmede tesadüfen saptanırlar. Belirtilere neden olan miyomların yaptığı şikayetler öncelikle rahim içinde bulundukları bölgeye, sonra da büyüklük ve sayılarına bağlıdır. “Submüköz” yer alan çok ufak bir miyom rahim iç tabakasını tahriş ederek düzensiz kanamalara yol açabilirken, “subseröz” yer alan portakal büyüklüğünde bir miyom hiçbir belirti vermeyebilir.  

Genel olarak, “submüköz” yer alan miyomların sıklıkla ara kanamalara neden olduğu söylenebilir. Yine bu yerleşimdeki miyomların rahim iç tabakasında etkili oldukları alan ne kadar büyük olursa, gebelikte düşüğe neden olma olasılıkları da o kadar artar.  

“İntramural” yerleşimli miyomlar ise sıklıkla adet kanamalarının uzun sürmesi şeklinde belirti verirler. Bu durum, bu miyomların rahim kasılmasınının kanamayı durdurmadaki etkinliğini azaltmasına bağlanabilir.  

“Subseröz” miyomlar ufak olduklarında sıklıkla belirti vermezler, ancak çok büyük olduklarında etraf dokularda yaptıkları basıya bağlı belirtiler verebilirler. Örnek olarak öne doğru büyüyen bir miyom idrar torbasına baskı yaparak sık idrara çıkma şikayetlerine neden olabilir. Yine arkaya doğru büyüyen bir miyom kalınbağırsağa baskı yaparak kabızlık şikayetine neden olabilir. Fallop tüplerine bası, bir gebe kalamama nedeni olabilir.  

Miyomlarda Bozulma (”Dejenerasyon”)  

Miyomlar özellikle hızlı büyüdüklerinde kendilerini besleyen kan damarlarının yetersiz kalması sonucu dejenerasyon adı verilen yapısal değişikliklere uğrarlar. Vücutta kanla beslenmesi yetersiz olan her organda olduğu gibi bu durumun miyomlarda oluşması da ani başlayan şiddetli ağrıların hissedilmesine neden olur. Miyomların bozulmasına özellikle gebelik döneminde nispeten sık rastlanır. 

Miyomların Kanserleşmesi 

Miyomlarda kanserleşmeye çok ender rastlanır. Miyom dokularından gelişen sarkom türü kanserler oldukça kötü seyirli kanserlerdir

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler: , , , , , , ,

Mar 17

ABD’de Ulusal Yangın Önleme Derneği’ne (NFPA) göre her yıl 3.300 kişi ev yangınları nedeniyle ölmekte ve bu ölümlerin 700′ü 14 yaş altı çocuklarda olmaktadır. Yine aynı kaynağa göre ev yangınlarının nedenleri şöyle sıralanıyor; Sigara %26, kasti yangın %16, ısınma %14, çocuk oyunları %10, elektrik %10, yemek pişirme %6, diğer%16.

Evlerimizi yangından nasıl korumalıyız?

Duman Algılayıcıları:
Algılayıcılar yangın dumanlarının belli bir düzeye ulaştığında bize haber veren elektronik sistemlerdir.

Bu sistemler;
1. Evde yangın tehlikesi olacak her yere takılmalıdır.
2. Elektrik kesildiğinde de otomatik dolan akü ya da pil yolu ile de çalışabilmelidir. Aküler ayda bir kez kontrol edilmelidir.

Yangın Söndürücüleri:
1. Evde yangın tehlikesi olan her yerde, yeteri kadar ve uygun yangın söndürücü bulunmalıdır.
2. Ev halkı yangın söndürücülerin kullanımı konusunda yeterli eğitimi almalıdır.
3. Özellikle mutfaklarda elektrik, yağ ve mobilya yangılarına uygun söndürücüler seçilmelidir.

Yanıcı ve yakıcılar:
1. Kibrit, çakmak ve mum gibi yanıcılar çocuklardan uzak tutulmalıdır.
2. Yatak odasında sigara içilmemelidir. Sigara atıkları dökülmeden söndürülmelidir.
3. Mutfakta ve mutfak araçlarında yağların birikmesi önlenmelidir.
4. Yemek pişirme alanı yakınında havlu, temizlik bezi ve perde bulunmamalıdır

Yangından kaçış planı:
1. Yangından kaçış yolları (iki adet olması önerilmektedir) önceden belirtilmelidir.
2. Aile bireyleri yangından kaçış planı üzerine eğitilmeli, eğitim aralıklarla yinelenmelidir.
3. Kaçış planında çocuklara ve yaşlılara mutlaka yer verilmelidir.
4. Yangının ya da acil durumların haber verileceği telefon numaraları kolay görülebilir bir yere asılmalıdır.
5. Bir elektrik prizine fazla bağlantı yapılmamalı, prizlerde toprak hattı bulunmalıdır. (Elektrik sisteminin aşırı yüklenmediğinden emin olunmalıdır. Elektrikli ev araçlarının kabloları kontrol edilmelidir. Kullanmadığınız zaman bağlantıları kesilmelidir. Gaz ya da elektrikle çalışan mobil ısıtıcıları üretici talimatlarına göre kullanılmalıdır. Yanma tehlikesi olan ev eşyaları ısıtıcılardan uzak tutulmalıdır. Olanaklı ise uzatma kablosu kullanılmamalıdır.)
6. Tüm elektrikli ev araçları su kaynaklarından uzak tutulmalıdır.
7. Zedelenmiş kablolar değiştirilmelidir.
8. Çocuklu evlerde elektrik prizleri korumalı olmalıdır.
9. Ev halkı elektrik şoklarına karşı eğitilmelidir.

Televizyon yangınlarını önleme ipuçları:

Televizyonlar (TV) kapalı bir kütüphane ya da dolap içinde ise mutlaka yeterli havalandırma alanı bulunduğuna emin olunmalıdır.

1. TV dolaplarının havalandırma boşluklarına,havalandırma kesecek gazete, örtü gibi malzemeler bırakılmamalıdır.
2. TV’nin üzerine mum, elektrik lambası gibi araçlar konulmamalıdır.
3. İçinde vazo gibi sıvı bulunan süs eşyalarının bir kaza anında dökülmesi kısa devreye neden olur ve yangın çıkarabilir.
4. TV’ler perde önüne yerleştirilmemelidir.
5. Uzun süre kullanılmayan TV’lerin elektrik kabloları ve anten bağlantıları kesilmelidir.

TV’den duman çıkıyor ya da tüpü patlamış ise ne yapmalı?

1. Hemen elektrik fişini çekin.
2. Hala duman çıkıyor ise yangın söndürücü ya da su kullanın. İtfaiyeye haber verin.

Ev Yangınları Güvenlik Rehberi
Evet sayınız ne kadar çok ise yangın riski o kadar az demektir (E: Evet, H:Hayır).
 Odun Sobaları
1. Soba üreticinin önerdiği yere konmuştur. E/H
2. Soba bacaları sık sık kontrol edilmekte, her kış sezonunda temizlenmektedir. Sobalar yanmayan
bir zemin üzerine oturtulmuş ya da zeminle soba arasına yanmaz bir koruyucu yerleştirilmiştir. E/H
3. Perde, sandalye vb. tahta, kumaş eşyalar sobadan etkilenmeyecek uzaklıktadır (60 cm) E/H
4. Sobada uygun yakıt yakılmaktadır. E/H
5. Küller metal taşıyıcılar aracılığı ile boşaltılmaktadır. E/H

Kerosen Sobalar
1. Yalnızca evde ısınmak amacı ile üretilen kerosen sobaları kullanılmaktadır. Bu durum üretici sertifikası ile belgelenmiştir. E/H
2. Soba, hol, kapı gibi ev trafiğinin yoğun olduğu yerlere konulmamıştır. E/H
3. Sobalar kullanılmadığında oda dışında, çocukların ulaşamayacakları bir yerde depo edilmektedir. E/H
4. Sobanın yakıt giriş kapağı sıkıca kapalıdır.E/H
5. Sobanın kullanıldığı yer iyi havalandırılmaktadır. E/H

Doğal Gaz Sobaları
1. Yalnızca “vented” tipi ısıtıcılar kullanılmaktadır. E/H
2. “Vented ısıtıcılar dışarda uygun biçimde “vented” edilmektedir. E/H
3. “Unvented” ısıtıcıların üzerinde uyarı bulunmaktadır. E/H
4. “Unvented” sobalarda “pilot güvenlik sistemi” bulunmakta, yetersiz temiz hava akımı olduğunda gaz otomatik olarak kesilmektedir. E/H
5. Üreticinin pilotu ateşleme kuralları uygulanmalıdır. E/H
6. Pilot açılmadan önce kibrit alevi hazır tutulmaktadır. E/H
7. Yanıcı malzemeler, özellikle sıvılar sobadan en az 60 cm uzakta durmaktadır. E/H

Taşınabilir Elektrik Sobaları
1. Elektrik sobalarının kabloları bu işe uygun seçilmiş ve TSE standardındadır. E/H
2. Geceleyin ve uyurken sobanın elektrik bağlantısı kesilmektedir. E/H
3. Sobalar yalnızca yerde kullanılmaktadır. E/H
4. Yanıcı malzemeler ve özellikle sıvılar sobadan en az 60 cm uzakta durmaktadır. E/H
5. Elektrik sobaları çamaşır kurutmak amacıyla kullanılmamaktadır. E/H

Mutfak Ocakları
1. Ocak ve fırın üzerindeki dolaplara yanıcı, alev alıcı sıvı malzeme yerleştirilmemektedir. E/H
2. Yemek pişirirken kısa kollu ya da kolları düğmeli/lastikli elbise giyilmektedir. E/H
3. Çocuklar için ilgi çekici süs eşyaları ocak ve fırın yakınında bulunmamaktadır. E/H
4. Yemek pişirme sırasında ocak terk edilmemektedir. E/H

Sigara, Çakmak, Kibritler
1. Çakmaklar ve kibritler çocukların uzanamayacağı yerlede saklanmaktadır. E/H
2. Çakmak ve kibritler çocukları eğlendirmek amacıyla kulanılmamaktadır. E/H

Yanma Tehlikesi Olan Eşyalar
1. Güvenlik nedeniyle döşemelik kumaşlar yün, termoplastik, fiber ya da vinil türü malzemeden seçilmektedir. E/H
2. Toplantı ve eğlence gecelerinden sonra koltuk araları sönmemiş sigara izmaritlerine karşı kontrol edilmektedir. E/H

Yatak Odaları
1. Yatakta asla sigara içilmemektedir. E/H
2. Isıtıcılar ve kül tablaları yataktan uzakta tutulmaktadır. E/H

Giyim İçin Seçilen Kumaşlar
1. Giyim için satın alınacak kumaşlar fiber katkılı olanlardan seçilmektedir. E/H
2. Çocukların gece giyimleri için yangına karşı dirençli kumaşlar yeğlenmektedir. E/H

Yanıcı ve Parlayıcı Sıvılar
1. Yanıcı sıvılar cam dışındaki kaplarda, ağzı kapalı, üretici firma istekleri doğrultusunda ve üretici etiketi korunarak saklanmaktadır. E/H
2. Yanıcı sıvılar ateşten, su ısıtıcılarından uzak yerlerde depolanmaktadır. E/H
3. Çocuklar bu tür sıvılara ulaşamamaktadır. E/H

Duman Dedektörleri
1. Her odada duman dedektörü vardır. E/H
2. Dedektörler her ay kontrol edilmekte ve aküleri yılda bir kez değiştirilmektedir. E/H
3. Akülerin elektrik bağlantıları kesilmemektedir. E/H

Yangın Söndürücüleri
1. Evde her türlü yangın için taşınabilir yangın söndürücü bulunmaktadır. E/H
2. Yangın söndürücülerin sayısı ve kapasitesi uygun olarak hesaplanmıştır. E/H
3. Yangın söndürücülerin kullanımı konusunda ev halkı yeterli eğitimi almıştır. E/H

Kaçış Planı
1. Evde yangından kaçış planı vardır. E/H
2. Ev halkına yeterli eğitim verilmiştir. E/H

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler: , , ,

Mar 17

Uyku karmaşık, beyin işlevi ve psikoloji ile ilgili yaşamsal bir durumdur. Dış etkenlere açık, bireyin duygusal ve içgüdüsel yaşamıyla ilgili gelişimsel bir işlevdir. Şu üç dönemi içermektedir: Bunlar uykuya dalma, rüyasız uyku ve rüyalı uyku dönemleridir. Uykuya dalma döneminde yavaş yavaş çevre ve beden ile ilgili algılar azalarak kişi uyku dönemine geçmektedir. Rüyasız uyku dönemi bedenin temel yapı taşları olan proteinlerin yeniden oluşturulduğu ve kişinin fiziksel yorgunluğunu atarak dinlenmeyi sağlayan dönemdir. Ayrıca bu dönemde büyüme hormonu salgılanır. Rüyalı uyku dönemi, uyuyan kişide göz kapaklarında ve gözlerinde hareketlerin başlaması ile fark edilir. Rüyalar başlar, bu dönemde görülen rüya ile uyumlu olarak beden hareketlerinin ortaya çıkmaması için kasların gerginliği kaybolmuştur. Eğer böyle bir düzenleme olmasaydı gördüğümüz rüya ile hareket edecek, hatta yataktan kalkıp dolaşacaktık. Bu özellik yenidoğan bebeklerde tam oluşmadığından el ve ayaklarda ya da yüzde, bazen gövde de küçük hareketler olabilmektedir. Bu dönem doğumda yaklaşık uykunun yarısını oluşturmakta, bir yaşından sonra ise erişkindeki gibi yaklaşık uykunun beşte birine düşmektedir. Uykunun rüya döneminde bir çok ruhsal olay gerçekleşmektedir. Bu dönemde gerilimler boşalmakta ya da serbestleşmekte, hatırlanan her şey ve gündüz yaşananlar birbirine bağlanarak, programlanmaktadır. Gündüz uyanık iken algılanan duyumlar rüya aracılığıyla yapılanırlar. Yenidoğanlarda ve bebeklerde rüyalar, uykuya daldıktan 30-45 dakika sonra, büyük çocuklarda ise 120 dakika sonra ortaya çıkmaktadır.Doğumdan sonraki dönemde süt çocuğu için bedensel gereksinimler uykuyu etkilemektedir. Açlık uyandırmakta, tokluk ise uykuya dalmayı kolaylaştırmaktadır. Bu dönemdeki uykusuzluklarda anne tarafından bebeğin beslenmesi ya da duygusal desteklenmesinin yetersiz, ters ya da aşırı bir biçimde karşılandığı görülmektedir. Uyku bebek için ritmik ve temel bir gereksinimdir. Yenidoğan döneminden başlayarak bebeklerin ya da çocukların uyku özelliklerine bakıldığında birçok değişiklikler görülmektedir. Bunlar bireyseldir ya da dönemlere bağlıdır. Bebekler içinde çok uyuyanlar olduğu gibi az uyuyanlar da vardır. İlk aylarda uykusuzluk sıradan bir durumdur, ancak sonuçları nedeni ile aile için önemlidir. Ortaya çıkan gerginlik ve sinirlilik durumu yalnız çocuğun uykusuzluğunu artırmaz, yeni çatışmaları da ortaya çıkarır. Uykusuzluğun önemi ve ağırlığı bebeğin yaşı, gelişim düzeyi ve kişisel özelliklerine bağlı olarak belirlenir. Yenidoğan 19-23 saat uyur. Başlangıçta aralıklı ve parçalara bölünmüş bir uyku biçimindedir. Yavaş yavaş gece ağırlıklı olarak gelişir, üçüncü yıla doğru derinliğine kavuşur.

Uykusuzluk nedenlerine bakacak olursak; bedensel bir hastalık sırasında çekilen sıkıntı ve acı uyku işlevinin bozulmasına yol açmaktadır. Ayrıca odanın sıcak-soğuk ya da gürültülü olması gibi dış etkenler de uykuyu bozacaktır. 2-3 aylık bebekler çığırtkandır, kolay uyarılabilir, sinirlidir. Bu özellikler ise annede sabırsızlık, yetersizlik gibi ilişkiden kaynaklanan zorlukları yaratabilir. İlk aylardaki bakımın niteliği, sürekliliği ve yumuşaklığı çok önemlidir. Bebeğin hareket ve dil becerisinin gelişme düzeyi, altının temizlenmesi, anne ile bebek ilişkisinin biçimi, ailenin yaşam şekli, iklim, çocuğu paylaşan birden fazla kişinin olması, annenin sıkıntı ya da huzursuzlukları gibi bir çok özellik uykuyu etkileyecektir. Uykusuzluk bazen bebeğin, bazen de annenin kişilik özelliklerinden kaynaklanır ve çatışmaların sonucudur. Uyku sorunu genellikle duyarlı bir bebek ile yetenekleri bakımından yetersiz bir anne arasındaki iyi işlemeyen bir ilişkinin işaretidir.

Uyku bozukluklarının önemli bir kısmı ikinci yılda ortaya çıkar. Bebek bu yaşta kolay uyarılır bir durumdadır. Uykuya dalma sıklıkla zordur. Oto-erotik tutumlar, geçiş nesnelerine bağlanma, uyuma ritüelleri (törenleri) sıktır. Yaklaşık 12 saat süren gece uykusu ve 3-4 yaşına kadar sürecek gündüz uykuları vardır. Uyku sakindir, sessizlik, karanlık ve uygun koşullar ister. Bebekler ve çocuklar genellikle emme ve yemek yeme ile karnının doyması ya da anne babasıyla geçirdiği doyurucu bir ilişki sonrasında uykuya dalmakta, bazen de ağlama, inatlaşma gibi bir gerginlikten sonra uyumaktadırlar. Bu dönemde uykunun niteliği bebeğin anne tarafından ele alınma biçimine bağlıdır. Eğer bedensel ve psikolojik gereksinimleri karşılanmamışsa bebek uyanır ve doyurulmasını bekler. Uykunun korunması annenin işlevidir, daha sonra rüyalar aracılığıyla gelişir. Rüyalar psikolojik açıdan isteklerin gerçekleşmesine yardımcı olan bir araç gibidir. Yaşamın ilk döneminde ise bu işlev ancak emme amaçlıdır.

Çocuklarda uykuya dalma zorlukları
 İkinci ile altıncı yaşlar arasında aşırı hareketli olan çocuk uykuya dalma konusunda direnebilir. Ayrıca ilk kaygılı rüyalar da bu zorluğu arttırır. Bu dönemde yatmaya direnen çocuk çeşitli bahaneler bulur. Korktuğunu, yalnız yatamadığını söyleyerek anne baba ile yatmak isteyebilir, odasında gece bir ışık yakılmasını ister, bir oyuncak ya da yastık gibi uykuya geçişi kolaylaştıracak bir eşyaya sarılabilir, ilk bir yılda gördüğümüz davranışlardan olan parmak emme ile rahatlamaya çalışabilir ya da aileden birinin anlatacağı masala bağlanır. Dış ortamdaki koşulların uygunsuzluğu (gürültü, anne baba ile birlikte yatma, uyku saatinin düzensizliği), uygun olmayan dış baskılar (aşırı baskıcı anne babasına karşı otonomisini korumaya çalışan çocuk) ve sıkıntılı ya da çatışmalı bir ev ortamı bu geçiş dönemini bozar.

Çocuk rüyalardan ya hoşlanır ya da çoğu zaman bildirildiği gibi korku ile güçlü tepkiler sergileyebilir. Rahatsız edici rüyalar çocuk 3, 6 ve 10 yaşında iken en yoğundur. İki yaşındaki çocuğun rüyaları kovalanmak ya da ısırılmak ile ilgili olabilmekte, dört yaşında ise bazı hayvan rüyaları ile iyi ya da kötü insanlarla karşılaşılan rüyalar başlamaktadır. Beş ya da altı yaşlarında öldürme ya da yaralanma ile uçma, arabada olma ve belirgin hayaletlerin olduğu rüyalar vardır. Çocuklukta saldırgan rüyalar oldukça ender görülür, onun yerine çocuğun bağımlılığını yansıtan tehlikede olduğu şeklinde rüyalar görülür. Beş yaşına doğru çocuk o zamana kadar gerçek yaşantılar olduğuna inandığı rüyaların gerçek olmadığını fark etmeye başlar. Yedi yaşına gelinceye kadar çocuklar rüyaların kendileri tarafından yaratıldığını bilirler. Üç ile altıncı yaşlar arasındaki çocukların, anne babaları ile bağlantılarını sürdürebilmek, odalarını daha gerçekçi ve daha az korkutucu bir şekilde görebilmek için yatak odalarının kapısını ya da ışığını açmak istemeleri doğaldır. Zaman zaman çocuklar rüyalardan kaçmak için yatmağa gitmeyi reddedebilirler. Uykuya dalma güçlükleri genellikle rüya görmelerle bağlantılıdır. Uyku dünyasında iken gerçek dünyadan kopmamak için güvenliği sağlayan koruyucu yöntemlerin oluşturulduğu alışkanlıklar geliştirilir.

Bebeklik ve çocukluk dönemlerinde uyuma ve uyku ile ilgili sorunların başında yatağa gidip uyuma konusunda direnme gelmektedir. Çocuk ağlar, yatırıldıktan sonra kalkar, anne baba ile uzun çekişmeler yaşar. Bu direnme kimi çocukta yatma korkusuna dönebilmektedir. Çocuk odasının ışığını açmakta, kapıyı aralık tutma, anne baba arasında ya da koltukta uyumaktadır. Uyumadan yatağına geçmez. Sıklıkla sıkıntılı rüyalar sonrasında ortaya çıkar. Çocukların uyku için yatağa gitmeden önce geliştirdikleri kendilerine özel yatma törenleri olabilmektedir. Bu törenler 3-6 yaşları arasında sıktır. Yastık, oyuncak gibi bir eşya olmalıdır. Ayrıca bir bardak su, şeker, aynı masalın anlatılmasını ister. Bunlar her zaman aynı şekilde olmalıdır. İlişkinin kesilecek olması kaygısıyla ortaya çıkan sıkıntının giderilmesine yönelik belirtilerdir.

Bebek ve çocuklarda sorun yaratan ya da tedavi gerektiren uykusuzluk çok nadirdir. İleri yaş çocuğu ve ergende gözlenir. Bu çocukların ya da gençlerin uyku saatlerinin 21:00- 22:00 yerine saat 01:00-02:00 olacak şekilde kaydığı, bu nedenle sabah daha geç kalktıkları görülmektedir. Nedenleri arasında gencin kendi yaşamını kontrol etme çabası, TV seyretme, radyo dinleme ve geç zamanlara kadar okuma gibi erken çocukluk alışkanlıklarının yani yatma törenlerini sürdürmeleri nedeniyle ortaya çıkabilmektedir.

Uyku ile ilgili sorunlar
Gece terörü (night terror)
Gece çocuk yatağında ağlar, gözleri dalgın bir şekilde bakar, korkmuş bir yüz ifadesi vardır. Çevresini tanımaz, solgundur, terler, çarpıntısı vardır. Bu durum bir kaç dakika sürer. Çocuk tekrar uyur. Çocuk sabah uyandığında, gece olanlarla ilgili hiç bir şey hatırlamaz. Uykusunun rüyasız uyku döneminde ortaya çıkmaktadır. Genellikle 5-6 yaşlarına doğru azalarak kaybolur. Seyrek olarak kaybolmaz ve tedavi gerektirir.

Sıkıntılı düşler
Çocukların % 30′unda olur. İkinci yaştan sonra görülür. Çocuk uyanır, ağlar, bağırır, yardım ister. Sıklıkla sabah hatırlanır. Sıkıntılı düşler genellikle uyku başında görülür, güzel rüyalar ise genellikle sabaha karşıdır. Özellikle çocuğun yaşantısında yoğun sıkıntılı bir olay varsa sıradan bir durumdur, ayrıca ruhsal aygıtın yapılanmasının bir göstergesidir. 4-5 yaşından sonra şiddeti giderek azalır. Çocuk uyanır, endişelidir. Anne babasının yatağına gider ve uyumaya devam eder.

Uyurgezerlik
Erkeklerde daha sıktır. 7-12 yaşlar arasında görülür. Ailede uyurgezerlik olanlarda daha sıktır. Gecenin ilk yarısında çocuk yataktan kalkar. Bazen karmaşık, her zaman aynı şekilde tekrarlanan bir etkinlik içine girer. 10-30 dakika sonra tekrar yatar, uykusuna devam eder. Sabah hiçbir şey hatırlamaz. En basit şeklinde gözler açılır ve yataktan kalkmaya çalışır. Altı ile on iki yaşları arasındaki çocukların altıda birinde en az bir kez olurken, bunların ancak % 3-5′inde uyurgezerlik gelişir. Rüyasız uyku döneminde görülür.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler: , , , , ,

Mar 17

Virüs ve bakteri gibi mikropların yanı sıra alerjik durumlar da boğaz ağrısına neden olur. Boğaz ağrısına yüksek ateş, solunum ve yutma güçlüğü eşlik edecek olursa ve kendinizi halsiz hissedecek olursanız, hekime başvurmanız uygun olacaktır. Kendinizi düşkün bırakmayacak bir boğaz ağrısı varsa ya da geniz ve burun akıntısının varlığında grip ilaçlarını kullanabilirsiniz. Buna karşın yakınmalarınız iki haftadan uzun sürecek olursa hekime başvurunuz.Antibiyotik, boğazda streptokok (beta hemolitik streptokok) mikrobunun varlığında kullanılmalıdır. Streptokoka bağlı boğaz ağrısı sıklıkla ani ateş (390 C’den yüksek) yükselmesi ile birlikte başlar. Beş-onbeş yaş gurubundaki çocuklarda bu durum daha sık gözlenir. Muayenesinde şiş, üzeri iltihapla kaplı bademcikler ve kırmızı boğaz görülür. Boyunda bulunan lenf bezeleri şiştir.

Muayene bulgularının varlığında hekiminiz tanıdan emin olmak için boğaz kültürü alabilir. Boğaz kültürü doğrudan bademciklerinizden, ucuna pamuk sarılmış bir çubuk ile alınır. Kültür iki günde sonuç verir ve hekiminizi tedavi yaklaşımı bakımından yönlendirir. Hekiminiz ayırıcı tanıya gidebilmek için beyaz küre sayısına bakabilir ve enfeksiyöz mononükleosis yapan bir virüse ilişkin tetkik de isteyebilir.

Her boğaz ağrısına antibiyotik kullanılmamasının nedeni, antibiyotiklere karşı direncin gelişmesidir. Direncin artması o antibiyotiğin bulaşıcı hastalıklara karşı etkisiz olması anlamına gelir. Bu nedenle hekimler, antibiyotikleri ancak yararlı olacaklarsa verirler. Antibiyotikler virüslerin yarattığı hastalıklarda yararsızdır.

Hekiminizin size antibiyotik önermediği durumlarda, hastalık sıklıkla kendiliğinden birkaç gün içerisinde geçecektir. Ateşiniz ya da kas ağrıları için hekiminizin önerileri doğrultusunda, parasetamol, aspirin ya da ibuprofen içeren ilaçlar kullanabilirsiniz. Boğaz ağrınız için tuzlu su ile gargara yararlı olabilir. Yumuşak ve sulu yiyecekler beslenmenizi kolaylaştıracaktır. Dinlenmek ve bol su içmek, kafein içeren (kola, kahve, çay vb) içeceklerden kaçınmak dbu dönemi daha rahat geçirmenizi sağlayacaktır.

Ateşiniz, muayeneden sonra beş gün geçmesine karşın düşmeyecek olursa, hiç yutkunamayacak hale gelirseniz ve ağzınızı genişçe açamayacak durumdaysanız hekiminize yeniden başvurun.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler: , , , , ,

* Bu sitedeki Tum bilgiler sadece Bilgilendirme amaclidir Lutfen Hastaliklarinizi Hekimlere DANISINIZ .. !!

eXTReMe Tracker